GELINCIKLER gelincikler tek tek gorundu mu cayirlarda isi is kasabanin su yuzlu cocugun isi is bir de poyraza dondu mu hava baslar masmavi damarlar fiskirmaya yanaklarindan faytonlarin turuncu tekerlekleri yansir gaz tenekeleriyle cevrili bahcelerde asili camasirlarindan bir tutam civit kokusu alip gider gelincikler tek tek gorundu mu cayirlarda. saat onikilerde postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi durmadan bakar ki o mektuplar nereye giderse gitsin oylesine uzundur ki kasaba gelinciklerden bukulmus bir ibrisim gibi gidip gelen mektup zarflariyla tarif edilebilir ancak iclerinde kar serpintisi iclerinde bozkir iclerinde herkesin bir guneyi olan ve marangozlar upuzun kayiklar yaparlar bunun icin kesersiz, civisiz, elsiz sadece ruhlarindan o kayiklari icinde domates dogranan bir aksamustunde yuzdururler canlanir suya degince hemen bordalarindaki nakislar bir derya gulu alip basini gider. yeter ki gorunsun gelincikler once tek tek gorunsun sonra topluca usta bir dogramaci gibi kirmizilar dograr kasaba gelincikler indi mi cayirlardan su bardaklarina, berber dukkanlarina girdi mi duvarlara sicimle tutturulmus siselere girdi mi bir kere -aynalari bogacak neredeyse -tasliklari basacak sel gibi o zaman... tam o zaman marangozlar mis gibi rakilar icerek kayiklarinda konustukca binlerce kayik konustukca binlerce kopuk, binlerce kiyi olurlar ve nedense bir vapur bizi alip goturecekmis gibi bakariz bir- birimize unuturuz sonra alip basini gitmeyi de yeter ki iki dudak arasina konsun gelincikler ipince bir isliga yerlestirilsin turkuler suzsun tuveyclerinden kahveler eski renklerine boyanir yeniden biralar cig isikta bile parlak yikanir tertemiz oluncaya kadar yasamak. gercekte bir sevinc, bir mutluluk yok degildir yureklerimizde sevgiler umutlar yok degildir oyleyse neden cabuk kuseriz birbirimize cabuk ofkeleniriz durup durup boyle huzunlenmemiz neden anlamiyoruz da ondan mi yoksa bir butun oldugunu mutlulugun umudun bir butun oldugunu seziyor muyuz yalnizca baktikca gelincik tarlalarina uzaktan oyle bir arada guzel yasamanin lezzetini kanimizi tutusturdukca gun gunden bugusunu saldikca bir tutun dumani gibi yaktikca genzimizi. Edip Cansever ( "sonrasi kalir" )